26 Ocak 2012 Perşembe

ne olur beni uğraştırma

''Ben'' gel bir heves blog aç hayvan gibi yazıyorum cümlelerim uzay boşluğuna gitmesin diye...Daha ilk yazıda hislerini ittire ittire yaz gram ilham gelmesin sonra hadi bekleyelim diye diye her gece hislerini kurcala belki kırıntılarda bir aşka tutkuya rastlarsın diye ve  tam umudunu kaybetmişken iki tıngırtı bir olgun erkek sesine patlama yaşa!Bir şarkıya demek istiyorum işte:) Oğlum kim bu şekle soktu bu şarkıyı lan?!Kim sağladı bize ulaşmasını?!Sorumlu kim?? Bulun getirin adını vereceğim yazıma.
  ''Gel'' diyor... Öyle gel böyle gel şöyle gel şu zaman gel diyor ama diyor ki; ''yanıma gel...'' Yani bir de melodisi var ki...Bizim sahil siteleri Ada'daki ya... Akşam oluyor sahil öylece serili önünde insanlar toplanıyor deniz faslı bitmiş belki aylardan eylül ama Kuşadası'nda eylül;yaz ki!Bizim orda insanların düşündüğü en son şey sonbahardır eylülde...Ah o boşalan sahilde aynı gece kim bilir kaç genç toplanacak ateş yakacak benim şarkıyı söyleyecek,kaç aşk başlayıp bitecek o gece,kaç mangal yanacak sönecek,kaç soğuk bira bitecek,kaç köpek işeyecek çalılara,kaç çocuk salıncaktan düşecek...Ya kenarda bankta oturan kızı ne yapacağız ? Ne bekliyor bilmiyorum ama dalgaları özlemiş nerelere gidip kalmaya çalıştıysa,uzaklara kaçtıysa da özlemiş işte...Denizi bir kere gördün mü artık onunla içindeki aşka seyirci kalmak zorundasın kaçamazsın bundan.Denizsiz yaşayamazsın      gidip adına ''Ada'' denen bir yerde doğmuşsan heleki...Bir kere oraya ait hissetmişsen...Sonra inkar etmeye çalışmak,kaçmak,gitmek...Bunlar yalan olur! İlk orda sevmişsen  hissetmişsen aşık olmuş ve aşık olduğunu sanmışsan,ilk orda canın acımış ağlamış kendine küsmüşsen,ilk orda sarhoş olmuş kavga etmiş sürünmüşsen,ilk orda dostunu bulmuş dostunu kaybetmiş dost sanmışsan,ilk orda vazgeçmiş,inanmış ve günahı umursamamışsan...Ve daha bilmem kaç ''ilk orda''ya karışmışsan o şehirden ''geçmek'' mümkün değil ama kendini kandırmak hep mümkün...İnsana savaşmamak olsun... 
  Bir şehre aşık olmak;zordur. İçini yer insanın...Siz ona kızın bağırın çağırın küsün sevin kaçın geri kollarına koşun,karşınızda;şeker almadı diye kendisine kızan bir çocuğa tatlı tatlı gülümseyen bir büyük gibi karşılar sizi.Onu suçladığınızla kalırsınız...Bir şehre aşık olmak zor,denizi olan bir şehre aşık olmak daha zor. Seviyorsun sonra inkar etmeye çalışıyorsun,teslim oluyorsun,sığınıyorsun...Seviyorsun işte.
 Ona gidiyorsun...Anılar yok mu? E var.. Buna hiç girmeyeceğim.Şehir seni anılarınla aldatıyor.Bunu içine sindiriyorsun.
  Kararmak üzere hava,sahil serin,hafif rüzgarlı ama saçların kısa,uçuşmuyor eskisi gibi...Ama hala kara,kapkara...Uçuşan tek şey zaman,geçen zaman.Oturuyorsun bir bankta kulağında müzik,en sevdiğin bölüm gelince kalbin deli gibi atıyor,tek başına dinliyorsun melodiyi o da uçuşuyor,ama şansın var geri sarabilirsin bunu,zaman gibi değil ki...Ah yaz akşamı...Düşünüyorsun,düşünüyorsun...Beynin milyonlarca şeyi düşünüp duruyor aynı anda... Ama kalbin sadece bir kısmını seçiyor bu milyonlarca şeyden o akşam oluşta beyninden...Kalp;hep işine geleni... O bankta,o aslında sıcak ama serin,rüzgarlı sahil akşam oluşunda kalbin bir iki cümleyi seçivereceği tutuyor işte; ''yanıma gel...bir eylül akşamında,yanıma gel...''
   Ne olur beni uğraştırma,yanıma gel.


                                   

23 Ocak 2012 Pazartesi

başlangıç karmaşası

 Sayfaların bittiği hissine kapılma hızım arttıkça cümleler çoğalmaya başladı.Ben de tam şu anda içine yazmakta olduğum bu kutucuk gibi bir yer aramaya başlamıştım,buna çok ihtiyacım olduğunu hissetmeye başlamıştım ki geldim! 
 Sayısız sayfamı çöpe attım,4 günlük yırttım,bir sürü güzel cümlemi sabah uyandığımda hatırlamadım,kim bilir kaç tane mektubu denize bıraktım ve ya onlara daha da kötüsünü yapıp denizden daha cansız birilerine bıraktım ama bir daha yazamayacağım hissine hiç kapılmamıştım- ki o kadar yazıya da hep şu anda hissettiğim korku ile başlamışımdır; '' ya kelimeler hislerimin hakettiğine yetişemezse...'' Bilmem, bana korkutucu geliyor.Sonra bir gece biraz büyüyüp ''hissetmeye'' başladığım bir dönemin gecesinde,bir kaybetme korkusu ile,bir vazgeçiliş ürküntüsü ile sildiğim,kalbimin;ruhuma,bedenime ve beynime oynadığı küçük sinsi bir oyun ile,küsmek mi kaçmak mı anı kurtarmak mı bilmediğim bir hisle sildiğim o ''notlar''dan sonra; ''evett '' dedim ,'' evet artık yazamam herhalde...'' Ama şu an diyebilirim ki, geçti...
  Birikti ve o kadar aradan sonra ilk kez yazıyor olduğum için ne hakkında yazsam diye düşünüyordum ama bir şey hakkında yazmayacağım.Bu gece aklımda ilk olarak ''vazgeçmek-vazgeçilmek'' vardı nedense,''ne zor bir evre''diye girecektim de unuttum bile cümlelerimi, vazgeçtim ondan da...
  Öyle dondum kaldım işte ekran karşısında ne sinir bozucu- Böyle hissetmek hiç hoşuma gitmiyor.Aslında ''hissetmek''hoşuma gitmiyor.Tanrı'nın insanlara verdiği en büyük ceza ölüm değil hissetmek.Çünkü ölüm de ;kötü hissetme korkusu.Her şey hissetmeye dayanıyor.Her şey iyi hissetmek için ki zaten...Doğ,büyü,oku,ye,iç,hasta olma,çalış... Tabii bir de sen git iyi hissetmek için aşık ol...Gerisini biliyorsunuz işte,doğru yanıtlar için ters orantılar.Ah Tanrım ne yorucu ne sorunlu bir şey aşk...Daha hissetmediği şeylerden korkutan insanı,yüzümüze gülümserken ellerinde ne olduğunu asla göremediğimiz aşk...İnsanı kendi kendisiyle bile düşman ettirip bir yarısını bırakıp diğer yarısını peşine takan aşk...Yalnızlıktan kaçarken insanı koskoca bir yalnızlığın ortasında öylece bırakıp asla suçlu olmayan aşk...Uyuşturucuya alıştıran bir kötü adam gibi;insana önceden hiç tatmadığı bir hazzı tattırıp sonra onu bir daha asla hissetmemekle tehdit edip kendine mecbur bırakan aşk...Daha varlığı kanıtlanmamış olmasına rağmen biz insanların aptallığını kanıtlarcasına;onu tanımlama çabasına girdiğimiz ve her seferinde de sonuçsuz kalmamıza rağmen ısrarla bir daha bir daha aynı aptallığı yapıyor olmamız karşısında belki de bize pis pis sırıtan aşk; beni öyle sinirlendiriyor ki!
  :)) Haha biz insanlar... Kendi edip kendi bulmasına rağmen suçlayacak birini arayan,bulamayınca da deliye dönen ve suçu kendinde aramanın hafifliğini asla hissedemeyecek olan biz insanlar, iyi geceler.