25 Kasım 2013 Pazartesi

Fikrinden uyuyamayanlar

Bir şeyler öğrensinler diye acı çekip duran şeyler yaratıp ortalığa salmak iyi bir fikir miydi?
Size acı veren şeylerin üstüne gidiyorsunuz, işe yaramıyor. Yakalı bir tişörtün eski kokusuyla baş başa kalıyorsunuz. 
Üzüntü verip ortalığa saldığım bir şeyler olsaydı, bunun ardından hala beni sevip sevmiyor olduklarını sorgulayamazdım sanırım.
Senin yokluğunda; bir limon ağacının dibine oturmuş baygınlık veren kokular arasında kelimelerden yol yapıyordum sana. Ulaşacağıma inanarak bir bir sıralıyordum işte. Umut ediyordum. Çünkü üzülmek kadar umut etmeyi de öğretmişti bize Tanrı. Üzüldüğümde tavır aldığım, mutlu olduğumda gözlerimle gülümsediğim ve bir isteğim olduğunda yakardığım Tanrı.
O'na zavallı bir şekilde çok kızgınım, sana gittiğin için çokk kızgınım, en çok kendime, bu kadar çok hissettiğim için kızgınım. Sonra başa dönüyoruz, hissetmemi sağladığı için Tanrı'ya, kötü hissetmeme sebep olduğun için sana ki bu aslında sen değilsin,sen beni asla üzmezsin bilerek,işte en çok kendime, hissettiğim için, diye gidiyor...
Ama en çok gözlerime kızgınım, seni gördükleri için, kulaklarıma kızgınım sesini duydukları için... Burnuma kızgınım çok, nefesten önce kokunu aldıkları için, avuçlarıma kızgınım,dudaklarıma kızgınım,her şeye o kadar kızgınım ki, yollara kızgınım, denize , koltuklara , otobüslere , başka şehirlere , yazılara ,şarkılara, çok kızgınım.
Ağlamak yasakmış gibi davranan insanlara çok kızgınım, ağlayan insanlarla uğraşamayan bencilliklere kızgınım, uzaktan beni sıcacık ısıtabilenler varken,yanımda yakınımda buz gibi uzak herkese çok kızgınım.Onların aptallıklarına kızgınım.
Boşver herkesi, biz bunu ikimiz çekiyoruz sadece. 
Uykuya hemen daldığım geceleri özlüyorum, kaşlarımı çatmadan gözlerimi kapattığım gecelerimi özlüyorum, mutlu uyandığım sabahları özlüyorum. 
Böylesine aptal hissetmediğim günleri…

Seni çok özlüyorum.