28 Nisan 2015 Salı

Çok batmış bir gemi...



Tenimin artık sır tutamadığı bir akşam üstü bütün yazdıklarımı bir bir nasıl hatırlayabildiğime şaşırarak oturuyordum pencerenin önünde bahara kızmış bir şekilde." Ya üşütsün ya yaksın bu nedir ya ?" diyordum. “Böyle fırtına mı olur nisan ayında?” Kalbimiz her mevsim fırtınaya açıkken mevsimlerde bunu yadırgadığıma da sinir olmuştum ya neyse.  Sanırım belirsizliklerden yorulmuş olduğumdan bahara , fırtınaya değil , kendimeydi aslında tüm öfkem...

Aylardır hemen her gün ona yazdığım o güzel kahverengi defterimi almış tarih tarih gezerken, bazı cümlelerimi şaşkınlık içinde tekrardan okuyordum.  Bir açsalar kalbimizi ne sırlar dökülecek sokaklara diye korkuyordum çoğu sayfada… Ve ona yazdığım tüm anları hatırlıyordum tek tek.  Öyle ya herkesi her şeyi unutur da insan; nasıl hissettirildiğini asla unutmazmış...

Gel-gitlerle dolu sayfalarımı ay görse kıskanırdı bu kadarını yapamadığı için…

Bazen ağır bazen romantik bazen onun gibi hiddetli olmuşum...Bazen kızıl olmuş tenini yanımda istemişim, bazen beyaz olmuş masum bir aşkı avuçlarımda uzatmışım ona… Bazen simsiyah olmuşum ! Rimellerim süzülmüş yanaklarımdan. Sonra sapsarı olmuşum, korkmuş, heyecanlanmış, güneş gibi parlamışım… Ama en çok kıpkırmızı aşık olmuşum O’na…

 Susmuşum, ona kızamayıp yağmurlara kızmışım… Bazı sayfaları yırtmış, bazılarına 2 cümleden fazla yazamamışım. Rüyalarımda görüp gecenin bir yarısı kalkıp karanlıklarda yamuk yumuk da yazmışım, kafam iyi sayfalarca saçma sapan da…Bazen onu yenebileceğimi düşünmüş ama çoğunlukla ona teslim olmuşum... O’na ; aşık olmuşum.

 Kendime söylediğim yalanlara hiç girmiyorum bile. Her detay ve tüm kelimelerim tabii bize özel ve bu defter ona ait.

Ama ; hoşuma giden bazı tarihlerden seçtiğim bazı cümleler de sizin olsun şimdi…   Kalbiniz aşkla dolsun.

 İşte ilk sayfadan kalbime hücum edenler mesela;
26.01 /// Allah'ım tüm gün alevler içinde yandım ve kaçamadım.

                  Aman Tanrı'm sana hiç dokunmadan mı öleceğim?
Öyle safmış ki kalbim ona hiç dokunmadan duracak bir gün diye korku ile yanmış durmuş bir pazartesi akşamında...
27.01 /// Korkum cesaretimi yenemedi, aşk her zaman kazanır.
Ve cesaretimin gazabına uğradığım o gün...
29.01/// Onsuz uyudum, yine uyumam gerekecek. Buna alışmak zorundayım. Kalp kırılmadan iyileşmezmiş, öyle söyledi.
Her şeyi güzelce özetleyip gidişi , hiç unutamadığım bir andı.
30.01 /// Onu istediğim gibi kimseyi istemek dahi istemiyorum. Milyon tane detay var aklımda ve düşündükçe yatışmıyor kalbim.
Bütün ama bütün vücudu durabilir bir insanın evet, ama aşık bir insan öldüğünde en son kalbi duracaktır buna emindim.
31.01 /// O kadar kaçtım ki ondan, kimselere bir şey diyemedim. 6. filan bitti kafam çok iyi şu an ve her şey bulanık. Her şey bulanık ama onun yüzü net. İşte aşkın size yaptığı budur.  Ona çok aşık öleceğim . İçimdeki aşka ona çok aşık ölmek yakışır zaten.
Hahaha kafam çok iyiymiş … İçkili iken her şey bir ise iki oluyor. Normalinden çok hissediyorsunuz. Uyuyabilmek istiyordum o gece o kadar, onu bile istemiyordum yanımda hatta ama çok net hatırlarım hala nasıl sabahladığımı.
2.02 /// Hadi benim içimdeki aşk, korkumu yerle bir ediyor. O'nun nesi var ?  ( Sabah )

2.02 /// Bu kadar aşkı taşıyamayacağım galiba:) Ben deliyim evet ama o benden de deli ve beni ancak böyle bir ruh bastırabilir zaten. Konuşmasını duysan başka kimse ile bir daha konuşmak istemezsin. Birini sevmek gerçekten kör yaşamak gibi. ( Öğleden sonra )

Hahaha işte böyle oluyor. Cansız bir deftere onun konuşmasına duyduğunuz hayranlığı anlatırken buluyorsunuz kendinizi !

4.02 /// O kadar yasak ki anlatamam. O'na bu kadar aşıkken yasak olması o kadar saçma ki anlatamam.

Kafamı bozan o hiç değişmeyecek çıkmaz sokakta kendimi buluşlarım.

6.02 /// Yine de içimde sadece ikimiz kaldığımız için, artık içimde baş başa olduğumuz için çok huzurluyum.  Bir ömür seni hatırlayacağım sanırım,  yarım ve özleyerek...

6.02/// ( Gecesi) Sonuçta biliyoruz, kalbi bir kadına aitti zaten. Ben onun kadınlarıyla hiç başa çıkabilir miyim Allah aşkına?! Olsun bu adama sevmek yakışıyor.

Başkasını sevmesini sevişim?

8.02 /// Bu akşam oluşlar beni delirtecek. Çok hassaslaştım ama şimdi görsem yine hiç üzülmemiş gibi gülümserim ona. Ya dünyayı karşımıza alacağız birbirimize kalkan olup ya da dünyada sadece ikimiz kalana kadar bekleyeceğiz... Haha delilik bu.

11.02 /// Yolculuk hep iyileştiriyor. Sensiz bir yolculuğun beni iyileştirebildiği kadar iyileştim. Bize düşmez sorgulamak diyor, olmuş işte... Mezara dek saklayacağım, güven bana diyor. Daha güzel ne duyabilirdim ondan ? Sana anlatmak istediğim milyon tane şey kalsa bile içimde beni anlayıp bir hayvan gibi kalbimi kırmadığın için teşekkür ederim sana.

18.02 /// Beni köşeye sıkıştırıp da öpmeyişini hatırlıyor musun? Kalbim çıkıp gidiyor o anı hatırladıkça.

19.02/// Hayatıma devam ediyor görünüp de her an seni özlüyor olacak olmama çok bozuk kafam.

26.02/// 24 gün sonra sesini duymak nasıl bir şey biliyor musun? Nefes alamadığın bir anda sudan  çıkıp havayı içine çekmek gibi. Ama yine akşam oluyor. Sapsarı ortalık, kapkara olmadan önce son bir güzellik yapıyor bize gökyüzü sanırım. Bir adamı özlerken özellikle çok acı oluyor bu akşam oluşlar. Sana yaz akşam oluşlarını anlatayım bana hatırlat. Yüzünü bir daha göremeyeceği bir adamı seven kızlara nasıl akşam olurmuş sana anlatayım. Mesela seneler sonra bir yaz günü hayal et. Saat akşam üstü 6.  Bu saat ; günün bütün güzel geçen saatlerini bir kerede yutan bir saattir. Bunu ne zaman düşünsem ağlıyorum. O'nun olmadığı bir şehirde sahildesindir. Arkadaşlarınla denize gitmiş, kitap okumuş, müzik dinlemiş, dondurma yemişsindir. Güneşin altında öylece yatmışsındır güzel güzel. Saat 6 ya doğru güneş etkisini kaybetmeye başlamıştır ve eğer ağlayacak olursan dikkat et çünkü berbat bir histir. Uzanmış yatıyorsun gözlüğün gözünde sıcaktan yanıyorsun bir de sıcak göz yaşlarını düşün. Akıyor ... Sıcak güneşin altında sıcak göz yaşları, her şeyin cıvıl cıvıl olduğu  bir kumsalda hemde . Akşam soğuk biralar içilecek canlı müzikler bir şeyler. Ah ama akşam oluyor. Gözlerini kapatmış dinliyorsun etrafı şezlongta. Dalga çıkmış , üç beş minik çocuk bağrışıyor etrafta, birisi sigara yakmış açık havada bile geliyor kokusu burnuna... Sonra bir kırpıyorsun gözünü burnunun ucu top gibi ufacık tam kıvrımına değdiriyorsun parmaklarını, bir kırpıyorsun gözünü, parmak uçların yanağına dokunuyor, bir iz var orda... Bir kırpıyorsun gözünü omzuna değiyor parmakların, bir kırpıyorsun burnunun dibinde gülüyor sana... Doğruluyorsun yerinden, güzel bir yaz akşamında ne işin var senin bu sahilde , benim ta içimden çıkıp geliyorsun burnumun dibine kadar ... Ah … Sonra; “Hadi !”diyor arkadaşların, “Akşam için hazırlanacağız, gidiyoruz.” Tamam biz gidelim de o nerede? "O nerede?" diye soruyorsun kendi kendine. Düşüveriyor aklına adam. O uzakta, o başka şehirde. Canlı müzikte yanımda bana sarılıp şarkı söyleyemeyecekse, bir tane daha içki içme kavgası yapmayacaksak, herkesten sıkılıp arabaya atlayıp sevişmeye kaçamayacaksak, İzmir'i özleyip basıp gidemeyeceksek, elimizde şişeler sabahlamayacaksak, pazartesi olunca hiç dağılmamış gibi işe gitmeyeceksek, kalabalıklarda hiç sevişmemiş gibi ciddi olmaya çalışmayacaksak ve o ciddi halimizle gece yatakta dalga geçmeyeceksek, yaz bitiyor diye içten içe acıyıp, kışın hayalini kurmayacaksak, sen bana dondurma almayacaksan başlarım akşam için hazırlanmaya o yaz akşamında ben...

Akşam olup müzik çalmaya başlayınca; " Seni özledimmmm." diye arayamayacaksam, senin o ciddi ortamlarında ben seni edepsiz bir mesajla bulandıramayacaksam, “Seni özledim.” dedim diye pat diye gelip kalbimi darmadağın etmeyeceksen, sen " Gidiyoruz." dediğinde ben; " Nereye? " diye sormadığım her seferinde şaşırmayacaksan bana , seninle konuştuktan sonra telefonu kapatırken arkadaşlarım hınzırca gülmeyecekse halime ben ne yapayım o yazı söyler misin ?

Ama şimdi kış... Aynı şehirdeyiz. Sen dışarda orada bir yerdesin...

27.02 /// Dün bir yaz gecesi rüyam yarım mı kalmış? Ne yapıyorduk? İçmiş içmiş sokaklarda serserilik mi yapıyorduk? Merak etme seni kimsenin tanımadığı bir yerdeyiz , şeklini çizecek değiliz :) O yaz sıcağını, sırılsıklam eden yaz güneşini ne yapayım senin bakışınla terlemiyorsam ? Bir masanın üstünde dans etmiyorsam gecenin bir yarısı ve sen bana karşıdan bakıp içten içe in oradan diye kızmıyorsan , kalabalıkta kimseyi değil bir tek seni görmüyorsam, herkes bana bakarken ben sana bakmıyorsam , sen beni alıp götürmüyorsan oradan ah ben ne yapayım o yaz akşamını?

Kimi sevdiğini iyi bileceksin. Bütün gün boğazına kadar batacağı şeyleri bırak o seçsin , önemli olan dönüp sana geldiğinde ona gülümsemen. Nasıl bir adamı sevdiğini iyi bilmelisin ve gözlerini kapatmadan önce gördüğü son şey sen isen bu şeyi güzel kılmalısın.

Olmuş işte, yanlışı doğruyu sorgulamak bize düşmez. Öyle tabii.

2.03 ///Çok değil bi kaç dakika önce ... İki gram aklım vardı, onu da aldı gitti p.şt.

2.03 /// ( Gecesi) Tenimde sızım sızım sızlıyor bütün parmak izlerin ...

4.03 /// Hiç bu kadar ergenleşmemiştim. Kontrol dışı bu. Her şeye gülüp geçerken sana gülüp geçemiyorum. Kalbimin bütün gece adını sayıklamasını dinleyip duruyor ve bu isim karşısında u-yu-ya-mı-yo-rum.

7.03 /// Akşam oluyor. Daha kaç kere söyleyeceğim sana , akşam olurken beni yalnız bırakma. Sızlamaya başladı yine parmak izlerin.  Sararmadı bugün hava akşam olurken, buz gibi ve gri. Aptallığım ise sonsuz.

11.03/// Şehir merkezini bulamadığın o yere gittim bugün. Tüm bunlardan hiç haberin olmaması muhteşem değil mi? Ne varsa viran bir kalpte var boşver.

14.03 /// Benim gibi nazik bir kızı böyle arabesk arabesk konuşturuyorsun ya helal sana ... İnsan sevdiğine benzermiş , anladım şimdi.

15.03 /// Eğer bu akşam yanımda olsaydın sana kalbimi gösterecektim. Bilmem anlar mısın , bilmem bilir misin kalp nedir, nerededir ?

16.03 /// Gitmeliyim buradan. Yağmurlu şehirlerde seni hatırlayıp güzel kahveler koklamalıyım. Senden sonra en güzel koku o çünkü. Gelsen de gelmesen de her şekilde yarım kalacaktım, farketmez ki.  2 saat sonra yine akşam olacak. Hani neredesin?

30.03/// Biliyordum yeşil gömleğinle buradan giderken bana yalan söylediğini yine de gülümsedim sana. Benim sevdiğim adama yazık ediyorsun sen. Şimdi soğuk yağmur var hadi ona sığınıyorsun ama cam pencere açık yanarken nasıl anlatacağım kalbime yaz akşam oluşlarını bakalım...

31.03 /// Önceden saf bir özlem vardı şimdi tenimde de sızlıyorsun. Dokunduğun her bir nokta sızlıyor. Seni düşününce dudaklarım kupkuru oluyor, bir büyü değmiş gibi çatır çatır kabuk tutuyorlar, kirpiklerim bile ağrıyor ... Ah çok batmış bir gemi bu.

2.04 /// Parmaklarımın ucunda hala hissedebiliyorum yanağındaki pürüzleri. Hiçbir şey bilmeden uyuyup uyanıyorsun.  Böyle akşam olurken başka bir şehrin sahilinde karşında oturup sana bakmak istiyorum ben. Acımadan, kanamadan...

23.04 /// Sessizliğine dayanamadığım bir noktaya varıyorum bazen ve mutlaka bir ses duyuyorum ardından... Sonra ses susuyor. Tenim seni sayıklamaya başlıyor , yok anlatamıyorum açıklayamıyorum yokluğunu ona...
İşte böyle şeyler olmuştu :)

Böyle şeyler oluyor dünyada. İnsanoğlu,  seviyor işte. Durduramıyorsun.

Bir kadını neyin güzelleştirdiğini buldum! Ne zaman aynaya baksam, yüzümde O’nu bulduğum anlarda kendime gülümsüyorum. Ellerime, kollarıma, burnuma, dudaklarıma dokunup “sevmeye” gülümsüyorum.  Hissettiğim onca kötü şeye rağmen vazgeçemediğim “aşka aşıklığıma” gülümsüyorum.  Her şeyin farkındayım ama gülümsüyorum işte.

Umutsuz bir romantiğim ben.

Sonra hayatın , avuçlarımda O’na sunduğum o masumluktan şeffaflaşmış  “aşk”ı bir katran kovasında siyahlara boğuşunu izliyor ve gerçeğe dönüyorum.

Ama hemen o çirkin sahneye arkamı dönüyorum.

Hayat asla aşk kadar masum ve güçlü olamayacak. Sanırım onu kıskanıyor ve bu yüzden tüm hırçınlığı…

İnsanlar doğuyor büyüyor aşık olunca da ölüyorlar!

Ne demişler ;

“ İnsanların çoğu 25 yaşında ölür ama 75 yaşında gömülürler.”

24 Şubat 2015 Salı

Bir akşam oluş



Telefonun ekranı dahi kırmızı olmuştu.

Gözü kahverengi kapıya takılıp duruyordu. Siyah beyaz çizgiler, tül, kırmızı... Bilse daha önce yoklardı kalbini. Nereden bilecekti ki nereden ? Böylesine bir şey ; nasıl olur da kendisine kalbini teklif ediyor olabilirdi? 

Hava soğuktu ve merdivenlerden ne ara indiğini hatırlamıyordu. Kapıya geldiğinde nefesini tuttu ve çıktı. Bu sefer O'ydu. O renk ve O, o adam... Bacakları titriyor, aklı bütün kalbine savaş açmış elinde bir kılıçla mantığın  sınırlarında bekliyordu ama kalbinin oralara gitmeye hiç niyeti yoktu zaten , kaldı ki mantık sınırlarına giden yolu aylar önce unutmuştu. Onunla tanıştırılmış ve o andan itibaren uzak durması gerekenler listesinde ilk sıralara yerleşen o adamla tanıştıktan hemen sonra yandaki bir sandalyeye nazikçe oturur görünerek resmen oraya çökmüş, içinden sürekli aynı şeyi tekrarlamıştı ; "Hayır, hayır, hayır...."

Sonrasında aylar süren bir sessizlik ve kapalı siyah yollar...

Cesaret; kadınlar dünyasında erkekler dünyasına oranla "zayıf" bulunan bir şey gibi yargılanmasına rağmen bunun sebebi aslında, çoğu erkeğin kadınların cesaretine olan hayranlığını dile getirememesi gibi gelirdi ona. Kadınlar çok cesur olabiliyordu, sonucunu önemsemeden ne kadar büyük adımlar attıklarına şaşırabilirdiniz. Yoksa yanılıyor muydu? Cesaret sandığı şey aslında "aşk" ın bir başka yüzü daha olabilir miydi? Daha da kötüsü "aşk" ile "aptallık" arasındaki o ince çizgiyi ayıramadığı bir diğer an mıydı bu da ? Hayır şu noktada yanılmak; bütün geçirdiği o uykusuz gecelere, bitirdiği kadehlere , önünden ona gülümseyip gidişini izlediği akşamlara , yalanlara , her şeye ihanet olurdu. Yanılmıyordu işte. Böylesine gülümseten şey eğer aptallık ise öyle kalabilirdi o zaman, bununla uğraşamazdı, şimdi gülüşünü saklamaya odaklanması gerekiyordu. 

Günler, gizler geçti. Sönüp giden cesaretli sabahlar geçti...

Sonra bir akşam geldi çattı.

 Kalbiyle aklı birbirine çattı. Korkusuyla cesareti birbirine çattı, aşk onları ayırıp bir adım öne çıktı. Kapalı siyah yollar yüzünden, gözleri başka renk görememekten kör olmak üzereydi. O akşam bir renk gördü, hangi renk olduğunu hatırlamıyordu ama siyahtan başka bir renkti bu.  Bir hayalin somutlaşması hangi renkse o renkti işte. Düşünmesini engelleyen bir renk. Galiba bu en sevdiği renkti. 

Duyduğunda,onun sesinden başka diğer bütün sesleri yabancılaştıran, "O" hariç kalan her şeye seni kör edip, dokunduğunda yanan bir şeyden alev çıkmamasına bile şaşırmayacak kadar bulandığın ve tek bir tonu olduğuna inandığımız siyahtan daha siyah bir Dünya'ya açılan o geçidi böylesine güzelleştiren bir körlükten, sağırlıktan,bütün ilgilere gülüp geçtiğiniz bir şeffaflık halinden, korkulardan sıyrılışlardan, aşırı his ile hissizleşmekten ve inanmaktan ibaretti aşk.

O'na anlattı. Kalbi kırılmadı. Anlaştılar.

Siyah beyaz çizgiler, tül ve kırmızıdan önce ise uzunca bekledi kız.

Şarap onu güzelleştiriyor ama hırçınlaştırıyordu. Sabahları sakinliyor , akşam oluşlarda adeta çıldırıyordu. Yavaş yavaş akşam çökmeye başlasın, sanki kanı vücuduna fazla gelmeye başlıyordu. Geceleri saati fark ederse uyuyor fark etmezse geceyi güne bağlıyordu.

Aklı elindeki kılıcı biraz  gevşek tutmaya başlasın,düşünceleri onu dudağını ısırtacak hale getiriyor, biraz bile gevşettiğine pişman ediyordu aklını. Zaten aklı onu zaptedemeyecek kadar zayıf kalıyordu çoğunlukla, yasakları kabul etmiyor, yanlışlara gülüyor, "dur"dan "sus"tan asla anlamıyordu bu kız. Kalbi ise şuursuzca bütün bedeninde gezip duruyordu. Şımarık!

Ay ışığının altında bir yola uzanıp gökyüzüne bakmak istiyordu kollarını açarak.

Bir akşam oluşa daha tahammülü kalmamıştı. Gerçekleri bir kenara bıraktı. Gözlerini kapattı, fotoğraf çeker gibi flaşlar kare kare önünde sıralanıyordu şimdi.

Bir metro çıkışı, asla bulunamayan o şehir merkezi , sahile düşen akşam ışığı , benzinlik , odaya girdiğinde sessizleşen adımlar, yanda şişip inen göğüs kafesi , o güzel kadehler , güzelliğinden bir haber geçen günlerden sonra bildiği her şeyi bir daha düşündüren siyah tül kirpikleri, kıpkırmızı yollar, "bir"in yetersizliği,fark etmeyişler, yabancı sandığı bir kızın defterinde kendini buluşu ,başkası olarak gördüğü birinde böylesine var oluşu, hangisinin daha deli olduğuna karar veremeyen insanlar ve kapıyı kapatıp inişi...

Bir daha hiç bir akşam oluş aynı olmayacaktı ikisi için de...Sonuçta her gün olacaktı bu akşamlar ve "akşam oluş akşam oluş" diye başının etini yediği için, aklına kazınmıştı bir kere. Artık her "akşam oluş"ta onunla olacaktı ister istemez...Bunu bilerek mi yaptı acaba diye düşündü bir an ama çok fazla soru vardı unuttu gitti. Hiç bir akşam oluş aynı olmayacaktı çünkü;  başka kimse öyle kırpmayacaktı gözlerini, biliyordu. Haberi yokken onunla bu kadar çok uyuyan başkası  daha yoktu hem. Yokluğuna bilmeden o kadar alıştırmıştı ki onu,kız yanında uyurken uykularından uyanıp soru işaretleri ile yüzüne bakıyor, adını söyleyip gerçekten yanında olduğuna kanaat getirince de gülümseyip geri yatıyordu. Dahası, gecenin bir yarısı nasıl olur da böyle güzel kalabiliyordu buna da aklı ermeyecekti tabii hiç. Nasıl fark etmemişti aylarca bunu? Hiç bilmeden hep içinde olduğu bu dünyaya şaşmış kalmıştı. "Sen" demişti kız ona ; " Sen yokken çok güzel şeyler yaptık biliyor musun? Sen ve ben yani, içimde..."

 O kadar şaşırmıştı ki , sorular sorup duruyordu kendisine. . . Fazla mı gelmişti yoksa ? Gecenin bir yarısı uyanıp da kendisine gülümseyerek; "Gerçekten burda mısın?" diye soran bu kızın ona sunduğu bu dünya biraz fazlaydı sanki. Tüm o üzgün yattığı gecelerde onun yanında olamadığı için kendine kızıyordu şimdi, bir de böylesine birinin içindeyken, dışarda yalnız hissettiği günlere, gecelere...

Gülümsedi. Soruları unuttu, radyoyu açtı. İşte o metronun ordan geçiyordu sonra dün şehir merkezini bulamadığında onu aradıktan sonra hissettiği o garip yakıcı hissi tekrar hissetti; 5-10 dakika içinde buluşacaklarını bilmesine rağmen içi hırsla yanmıştı;  "Bilmediğim bir şehirde tek bildiğim o..." diyordu içinden. "Hemen onu bulmalıyım." Neyin telaşıydı bu bir türlü anlamadan basmıştı gaza . Kumlarda düşmesin diye bileklerinden tuttuğunda saçlarının rengi o kadar da koyu gelmemişti gözüne vuran akşam güneşi ile, evet bir akşam oluştu ve birlikte akşam ediyorlardı. Şimdi anlamıştı onu neyin güzelleştirdiğini. Benzinlikte zorla durduklarında ise arabaya yürürken ona dönüp bakanları fark etmişti, odaya girmiş uyuduğunu sanıp defteri ile geri çıkmıştı sessiz adımlarla sonra arabaya ilk bindiğinde görebiliyordu heyecandan kalbinin nasıl attığını,şişip şişip iniyordu göğüs kafesi kalbini zaptetmek için, dudaklarının kadehe değdiği anlarda başını çevirmişti, görmemeliydi bunu. Kahverengi sayfalarda kendini okuduğu o kelimeler , konuşması bittiğinde "İşte böyle oldu" derken uzanıp ellerini tutuşu, çok utanıyordu ama cesaretten gözleri alev alevdi. Sonra onu öptü ve indi arabadan, kahverengi kapısına doğru gitti. Bir şey vardı gidişinde, bir çok şarkı vardı mesela. Yetmiş miydi yani "bir" ? 

"Yetecek." demişlerdi. "Böyle olması gerekiyor."

"Söz veriyorum, seni sevdiğim günü unutacağım. Hepsini..." demişti kız yanında uzanırken, "Biz hariç herkes mutlu olsun..."  Bu anı unutamıyordu. " Seni hiç sevmiyormuş gibi yaşayacağım..."


Yine telefonu çalmalara başlamış, şehir soğumuştu, bildiği bu şehrin yollarında siyah belasını sürdü gitti. Aklında o cümle baştan baştan tekrar ediyordu; " Bilmediğim bir şehirde tek bildiğim o..."  Peki ya çok iyi bildiği bu şehirde ?

Kız evine girdi. Bir bardak su alamayacak kadar başı dönüyordu , aynanın karşısına oturdu . Vücudunun her ama her yerinde arabadan inip de evine girdiği o kısa zaman içinde sanki ağrılı yaralar çıkmış, kabuk bile tutmuş şimdi ise kabuklar sökülmüş bir bir yanıyorlardı. Anlaması çok sürmedi, ellerine, yüzüne, dudaklarının kenarlarına, kendisine şöyle bir bakıp, gülümsedi. O'nun bıraktığı parmak izleriydi  tenindeki bu yangını çıkaran... O'nun parmak uçlarının değdiği her bir hücresi tepki veriyor teni ise bunu dile getiriyordu hepsi bu...

  Metro çıkışı tam ortada durduğu anı hatırladı utandı,  "Tam merkezdeyim hani dün geçmiştik ya içinden." diye anlatmaya çalışıyordu telefonda ama anlatamıyordu şehir merkezini bir türlü, bir an önce yanına gelsin istiyordu çünkü, kumsalda düşmeyeyim diye bileklerimden tuttu, bileklerim onun ellerinde ne kadar da küçük, kalbim onun karşısında ne kadar da küçük diye düşündü...Sonra odada öylece yatmış uyuyordu, kim bilir kafasında ne çok şey var, kim bilir ne çok derdi var, yardım edemesem bile keşke huzur verebilsem deyip defteriyle odadan sessizce çıkmıştı,kadehi ne zaman dudaklarına götürse başını çeviriyordu, fark etmişti bunu ve  burun buruna geldikleri bütün anları tek tek hatırlıyordu, kokusunu en iyi o zamanlarda almıştı çünkü ama hiç bakamıyordu uzun uzun ona, sadece öpebiliyordu. Defterini okuttuğunda yüzünde oluşan şaşkınlığı anımsayıp bir kez daha güldü ... Sonra yanında uzanırken ona söylediklerini hatırladı; "Seni sevdiğim günü unutacağım, hepsini..."  

İşte bu adamı sevmemesi gerekiyordu artık. 

Sevdiği adamı sevmemesi gerekiyordu. 

Aylarca onu tek başına sevmiş, özlemiş, şimdi ise biraz bulmuştu. Herkes hayatını kurmuş, hayatına güzelce devam ediyordu. Mahvettikleri başka hayatları önemsemiyor ve kendi hayatlarına devam ediyordu insanlar. Buna rağmen yasağı da yanlışı da aşkı da öfkeyi de en iyi onlar biliyor, her şeye karar verebilecekleri bir yere oturtulabiliyorlardı yine başka insanlar tarafından. Çok  sinir bozucuydu bu.  

Elleriyle gönderemese bile onu kaybetmiş gibi yapacaktı, bir an arkasını dönecek, yine dönüp baktığında ise kaybolduğunu varsayacaktı. Bir ömür onu özleyecek, yine kalbi her şeyde onu arayacaktı. Hatta arayıp bulacak ama uzanıp dokunamayacaktı bu sefer. 

Baş dönmesi hafiflemişti, aynanın karşısından kalktı. "Ne olursa olsun bana yalan söyleme." demişti adam ona . Bunu hatırladı. Ama söylemişti. Bir gün ona yalan söylediğini fark etse ne yapardı acaba ? Duymayı bu kadar istediği bir şey olmasa ona bu yalanı hayatta söylemezdi ama söylemişti işte yanında uzanıp loş odanın tavanına bakarken;  " Seni hiç sevmiyormuş gibi yaşayacağım."

Vücudundaki tüm o sızlayan parmak izlerini yıkamak için banyoya doğru gitti...

Arabanın camını açtı adam. "İmkansız." diyordu içinden;  "Etkilenmemek imkansız." Kızıyordu, kendini içinde bulduğu bu yeni dünyaya ve yanındaki boş koltuğa kızıyordu. "Tüm bunlardan etkilenmemek, imkansız.

Arabanın aynasında kendine baktı, sakallarına dokundu, onun tasvir ettiği şeyleri aradı yüzünde. Sonra avuç içlerine baktı, sanki görünmeyen binlerce küçük sızıntı varmış gibi terliyordu elleri. Sanki ellerinde tutması gereken bir şeyi bırakmış da, ellerindeki bu boşluğu fırsat bilen ter , görünmeyen o binlerce çatlaktan sızıyordu işte şimdi. Elleriyle tutması gerekip de tutmadığı o yokluğa tepki veriyordu vücudu, önleyemediği bir tepki olarak sızıyordu bedeninden ter... Kontrol edemediği şeylerden nefret ediyordu. Kafasını yola bakmak için kaldırırken kadehi dudaklarına götürüşünü hatırladı, , öfkeyle yandı içi, gaza daha sert bastı. Başlayacaktı artık bu işe. 

Eve vardığında tüm o sızan terden kurtulmak istiyordu, banyoya doğru gitti... 

Gece olmuştu.

Kız banyodan çıkmış pencerenin önüne kahve içiyordu. "Oh..." diyordu içinden, " Kahve çok güzel, gece çok güzel, hiç üzgün değilim yatıp uyuyacağım şimdi... Onu hiç sevmemiş gibi..."  Kahvesinden bir yudum daha aldı ama acıydı hala, bir şeker daha atmaya karar verdi. Tezgahtan bir şeker daha almak için ayağa kalkmıştı ki tutuşup alev aldığını sandı bir anda. Vücudundaki her bir nokta , yıkandığında geçti sandığı tüm o sızlayan parmak izleri başlamışlardı işte yine. 

Parmak izleri eşsizdi ve bu izleri susturup, bu izlerle örtüşecek bir tek kişi vardı bu dünyada o ellere sahip... Güldü, istedikleri kadar sızlayabilirlerdi o halde, artık gelip onları susturacak bir kişi bilmiyordu çünkü. "Offf" dedi . " Kahve çok güzel, gece çok güzel, yatıp uyuyacağım zaten şimdi...

Adam banyodan çıkmış, sakinleşmişti. Bir  kadeh bir şey içer uyurum diye düşünüyordu. Şişeyi eline alıp pencerenin önüne gitti, dışarı baktı. " Ohh.." dedi. " Ay amma da parlak bu gece... Şimdi yatıp güzelce uyuyacağım..."

 Bir kadeh almak için dönüp mutfağa doğru bir adım atmıştı ki ,şişe ellerinden düşüp yerde parçalandı. Ellerine baktı, sırılsıklam olmuş avuç içlerine... Ne olacaktı yani? Ellerinde doğru şeyi tutana kadar böyle savaşacak mıydı vücudu onunla? Eğer öyleyse devam edebilirlerdi sızıntılarına, kaldı ki kendisi bu savaşı durduracak bir ten bilmiyordu artık... "Öff" dedi. " Yatıp uyuyacağım banane.

Odasına gitti, o parlak ay ışığının sızamayacağı kadar karanlık odasında , ıslanmaya başlayan yastık kılıfında karanlık uykusuna daldı gitti.

Gecenin bir yarısı olmuştu.

Uyandı. Sanki hiç uyumamış gibi düşünmeye devam etti. "Acaba yine uykusundan uyanıp yanında olmadığımı fark edince geri yatmış mıdır gülümsemeden... Bu bildiğim şehirde ellerimin tek bildiği O...

  Ellerini dizlerine sildi. 

Yaklaşık yarım saat sonra elleri artık sadece nemliydi, sızıntı hafiflemiş neredeyse kesilmek üzereydi.  Kapısında dikilmiş sabırla açmasını bekliyordu.

Kız sağına soluna dönmeden uyumaya çabalıyordu. Döndükçe sızlıyor, döndükçe sızlıyordu. Zaten dalamıyordu doğru düzgün. Ne var ki yattıktan bir kaç saat sonra ağrıların hafiflediğini hissetti, gözlerini açtı yatağında. Ve sesi duydu, kapısında biri vardı.

Kalktı yerinden .

Kupkuru elleriyle, bıraktığı bütün izleri bir bir susturan bu adam karşısında dikiliyordu şimdi. 

Karşısında dikiliyor ve ;

  "Sen..." diyordu;  " Sen bana yalan söyledin."