Aşk bir keredir, bir sonraki aynı yeri bulur mu ?
Ferah ferah uyurdum , kocaman rahatça, pürüzsüz nefeslerle.
Yanmadan…
O da uyurdu tabii, uyumaz mıydı hiç? Hem uyur, hem uyuturdu.
Ya da uyur ama çoğunlukla uyutmazdı.
Ne yapacaktım yani?
Gece gündüz durmadan yanacak mıydım? O zaman ölmeyecek,sorgulanmayacaktım demek
ki hiç. Cehennemde gibi gece gündüz
yanmaya başlamış olduğuma göre … Ya da daha kötüsüydü, günahlarımın kefareti
için şimdiden yanmaya başlamam gerekiyordu…
İki türlü de kötüydü
işte. Pff hep kötüydü.
Sonra bütün gülümsediğim anları hatırladım. Ama yanarken
güldüklerimi ayırdım. İnanmadan güldüklerimi de… Gülmeden güldüklerimi ayırdım
işte.
Düşündüğüme, kelimelerime değmeyenleri de ayırsa mıydım
acaba ? O zaman da bir daha hiç yazamazdım ya...
Mutluları bir yere, mutsuzları yanıma ayırdım. İçimi ikiye
böldüm ayırdım. Önceyi sonrayı ayırdım,adaleti haksızlığı ayırdım.
Sanki en iyi yaptığım iş buymuş gibi, benim işimmiş gibi her
şeyi ayırdım.
Bir gece gündüz kalmıştı birbirinden ayıramadığım bir
de kalbimi ayıramadım ben hiç ikiye,
yapamadım. Bir elde tuttum onu, kendime dürüst oldum hep.
Kötüleri bir yere, iyileri bi yere ayırdım.
Bir sağ avcuma baktım gülümsedim, bir sol avcuma baktım
gülümsedim.
İşte aynısını yapmıştım, bir olaya, birinden biri mutlaka yalan
olarak iki kere gülümsemiştim yine.
Çok iyi ayırt ediyordum, su gibi saf görüyordum, işte
oradaydı ama o pisliği sudan tutup çekecek, pisliği içimden tutup çekecek gücü
bulamıyormuş gibi davranmaktan da geri durmuyordum hiç.
Bu o kadar bulanık bir andı ki nasıl gülümsediğimin önemi
yoktu, gülümsemeden uzaklaşmalıydım o kıyıdan hemen.
Güçsüzlüğüm karşısında o kadar güçlü duruyordum ki,
vazgeçemiyordum bu güçsüzlükten.
Bu yüzden de pis
suyun beni boğmasına razıydım…
Ya da o pisliği alıp temiz suda öylece batacaktım.
Her halükarda boğulacaktım, o yüzden fark etmez diye
düşündüm.
Nasıl da isterdim boğazıma kadar batmışken bir aynada
kendimi görmeyi… Bakalım gülümsüyor muydum o zaman?
Her şeyin bu kadar uzak olmasından böyle memnun olup da yine
böylesine özleyebildiğime şaşırıyordum çok.
Uzaklığa gülümsüyor, özlemime ağlıyordum. Emin değilim belki
de uzaklığına ağladığımdan özlemine gülümsemeye çalışıyordum. Ben her an her
şeyi hissedebilirdim sonuçta güven olmazdı bana.
İyi ya da kötü ben de isterdim hiçbir şey hissetmemek.
Hiçbir şey hissetmemek için “iyi hissetmeyi”dahi feda
edebilirim hatta artık.
Başkalarının mutluluğuna gülümser dururum ben de. Gerçekten
gülümseyebilirim buna.
Hatta orada büyük bir boşluk açar,kendi mutluluğuma
gülümsemek için de yer ayırırım,
sonra o boşluktan
günler geceler geçer, aylar geçer, yalanlar yanılmalar geçer, ellerimden kayıp
gitmeler geçer, yalanlar, yollar, sıcaklar soğuklar geçer, sonra sadece
soğuklar geçmeye başlar,bu soğuklar boşluğu büyütür büyütür ve ben bir türlü
ısıtamam bir daha içimi.
O boşluk; mutluluğuna gülümsemek için ayırdığın boşluk büyür
, büyür de bir türlü dolduramazsın…
Her şeye gerçek ya da yalandan bir gülümseme uydururken,
kendi mutluluğuna yalandan olduğuna emin olduğun bir gülümseyişle dahi
gülümseyemezsin bazen işte…
En üşüdüğün anlardır bunlar ; kendi mutluluğun için
ayırdığın boşluktan aldığın soğuklar…
