Arabada düzgünce gidemiyorlardı bile,ateşler içinde yanıyorlardı ve o onu o da onu birbirlerinden alıp gideli çok olmuştu ki yeni bir tanesine daha çok yakınlardı,emindim.Bu tartışma sonrası anında bile ben;bir yabancı olarak,beni en yakın gören onlara yabancı olarak,onların çabasız ''bir'' olmasına oranla çok yabancı olarak,her an biri diğerinin tenine geri dönecekmiş gibi hissettiren ve neden bilmiyorum bana hep;hiçbirşey yapmama lüksü olmadan sürekli kıvranırcasına birbirlerini istedikleri hissine kapıldığım onlara oranla yabancı ben;artık acaba ateşli bir barışma seksi yaşamak için özellikle mi tartışıyorlar diye düşünüyordum.Geçirdiğimiz onca zamana,ortaklıklarımıza,senelerimize, benim onlara,onların da bana sevgisine rağmen;ben sadece yakın bir arkadaştan fazlası olamıyordum içimde,çünkü;onlara onların düşündüğü kadar yakın hissedersem ateşlerine ben de ortak olamazdım ya,ben de bulaşırdım...Ah ben asla onların ateşine bulaşıp kirli bir is olmak istemezdim onca canlı alevin içinde...Pis bir isten fazlası olamazdım.Onları dünyalarında yalnız bırakmaktan daha güzeli yok...Hoş;bir dünya insanın içine bıraksan,onlar tutuşur kaybolurlar. Kalabalığın içinde onlara seslendiğinizde;sanki dünyanın en ilginç şeyini farketmişçesine meğer başka insanların da orda olduğuna şaşırıp kalırlar da,siz;''biz neden burdayız?'' diye kendinize sorarsınız.
Aslında arabanın müzik çaları yüzüme yüzüme vuruyordu rüzgar gibi.Belki notalardı,belki de sözler,bir türlü odaklanamıyordum ki... 2 saat sonra onları bir uçağa bindirip göndereceğimi ve bir daha görüşene kadar özleyeceğimi bile bile hiçbirşey söyleyemiyordum çünkü arka koltukta ortaya oturmuş bir solumda araba kullanır görünen erkeğe,bir de onun yan koltuğunda oturan,dümdüz yola bakar görünen,o an yüzünü tam göremesem de güzel olduğunu hissettiren ve kaza bela soluna dönüp de ona bir baksa bindiğimizden beri görünmeden gerilen,gerilen ve havaalanına daha yarım saatten fazla olmasına rağmen çoktan incecik kalmış bir ipi koparıp,birşeyleri yolundan çıkaracak korkusuyla beni konuşturmayan o kız...Konuşmuyordum ama ondan korktuğumdan ya da terslenmemek için değil,dostumun aşkıyla yandığı kız olduğundan değil...Bize bir türlü ''anlatamadığı'' kız olduğundan da değil...
Ah bu araba hiç ısınmayacak mı ?Bir daha ne zaman geleceklerini sormayı çok istedim bir an ama şu müzik bir türlü izin vermiyordu rahatlayalım.Müzik çaların tam karşısındayım diye direk bana vuruyordu şarkı ama onlar da üşüyordu bu rüzgardan...Bir hareket oldu! Zaten durağan herşey yine de dondu.Dümdüz yola bakan O; şarkının tam da o anında sağa,camdan dışarı çevirdi kafasını ve donduk.''Bi gece...''dediği anda ve şöyle devam ederken lanet şarkı döndü ve donduk; ''öyle bir gel ki...'' ''Tanrı'm'' dedim kendi kendime;''iyi ki sormadım soruyu...''Ne kadar zavallı ve boşuna olacakmış meğer...Bir sigara yakmak zorundaydım artık,ne uzun bir sessizlikte ne çok şey yaşıyorduk.Bana bu kadar şey hissettirdikleri için az daha onlara kızacaktım ki bir de onları düşündüm; birbirlerine hissettirdiklerini,o an hissettiklerini,yan yanayken hissettiklerini,yan yana değilken hissettiklerini,birbirlerine bakarken ve bakmıyorken hissettiklerini,dostumun bize anlatabildiğine bir türlü inanmadığı o hislerini,kalabalıkta bizi soyutlarcasına sadece birbirlerine bakarak anlattıkları o sayfalarca şeylerde hissettiklerini,sevişirken hissettiklerini...Ben,bu hislerin zıtlığında o an yaşıyor olduğumuz o değersiz diye adlandırabileceğim küçük gerginliği de his mi sayıyordum yani...Her an tutuşabilecek iki bedenin arasında su gibi oturmuş da ne bekliyordum ki...Ve rahatladım,gerginliğimin değersiz olduğunu farkettiğimde,akşam içeceğim birayı düşündüğümde,havaalanından dönünce göreceğim güzel kadınımı düşününce rahatladım.Konuşabilirdim bile!Ama varmak üzereydik,kapıları açıp inecek ve temiz hava alacaktık,çoktan birbirlerini özlediğini varsaydığım dostlarım da onları bu kadar susturan şeyden geçecek,rahatlayacak ve her zamanki gibi benim eski arkadaşım;sevdiği bu kızla göz göze gelir gelmez,bu güzel kızın kendisine anlamlı bir şekilde bakmasına ve ya bir şey söylemesine fırsat vermeden; hissetmekten korkmasına rağmen acısını tatmaktan asla vazgeçmediği bu yakıcı aşkını kendine çekip dudaklarını öpecekti.O öpüş anında da birbirlerine neler söylemiş oluyorlardıysa; kız susacaktı.
Şarkı değişmiş hatta bitmek üzereydi ve biz de park etmiş,arabadan inecektik ki bir kaç saniye önce lanet adam,melodisinin arasından söyledikleriyle bizi;kızın;önceki şarkıdaki iki kelime ile kafasını yoldan cama çevirdiği andan beri ikinci kez sarsmıştı;
''Karanlıklar içinde kayboldum sensiz her gece
Uyandır beni bu kabustan
Gece ve sen birdiniz
Bir yanda deniz bir yanda güneş
Cehennem, sen, ben...
Yıka beni gözyaşlarınla
Kavur beni teninin sıcaklığında
Uyandır beni bu kabustan. ''
İndik ve kapılarını kapatırlarken bir an birbirlerine baktılar! Sanırım sevişiyorlardı. O bir an;arabadayken alacağımı düşündüğümde sevindiğim temiz havayı emdi bitirdi.Onlar canlı iki alev; bense pis bir is. Temiz hava;hiç yok...
An bitti.
''Gel'' dedi dostum; '' gel kardeşim...'' ''Sigarasızlıktan ölmüşsündür yak bir tane de öyle girelim içeri.'' Gülümsedim.
Sonra da cevabımızı aldık ve kardeşimi;yine bize anlatabileceğine inanmadığı o hisle,beni de;bir soruyla bırakıp;cümlenin bir kelimesine belli belirsiz bir vurgu yaparak; ''Ben giriyorum. Siz de ''peşimden'' gelirsiniz... ''
dedi ve gülümseyerek saçlarını atıp,topuklu çizmelerine rağmen dümdüz yürüyüp gitti... Peşimden gelirsiniz...
Bense o soruyla sigaramı yaktım;
Ah dudakları ne renk bu kızın?