31 Mayıs 2014 Cumartesi

Gülümse

Aşk bir keredir, bir sonraki aynı yeri bulur mu ?

Ferah ferah uyurdum , kocaman rahatça, pürüzsüz nefeslerle. Yanmadan…

O da uyurdu tabii, uyumaz mıydı hiç? Hem uyur, hem uyuturdu.
Ya da uyur ama çoğunlukla uyutmazdı.
 Ne yapacaktım yani? Gece gündüz durmadan yanacak mıydım? O zaman ölmeyecek,sorgulanmayacaktım demek ki hiç.  Cehennemde gibi gece gündüz yanmaya başlamış olduğuma göre … Ya da daha kötüsüydü, günahlarımın kefareti için şimdiden yanmaya başlamam gerekiyordu…
İki türlü  de kötüydü işte. Pff hep kötüydü.
Sonra bütün gülümsediğim anları hatırladım. Ama yanarken güldüklerimi ayırdım. İnanmadan güldüklerimi de… Gülmeden güldüklerimi ayırdım işte.
Düşündüğüme, kelimelerime değmeyenleri de ayırsa mıydım acaba ? O zaman da bir daha hiç yazamazdım ya...
Mutluları bir yere, mutsuzları yanıma ayırdım. İçimi ikiye böldüm ayırdım. Önceyi sonrayı ayırdım,adaleti haksızlığı ayırdım.
Sanki en iyi yaptığım iş buymuş gibi, benim işimmiş gibi her şeyi ayırdım.
Bir gece gündüz kalmıştı birbirinden ayıramadığım bir de  kalbimi ayıramadım ben hiç ikiye, yapamadım. Bir elde tuttum onu, kendime dürüst oldum hep.
Kötüleri bir yere, iyileri bi yere ayırdım.
Bir sağ avcuma baktım gülümsedim, bir sol avcuma baktım gülümsedim.
İşte aynısını yapmıştım, bir olaya, birinden biri mutlaka yalan olarak iki kere gülümsemiştim yine.
Çok iyi ayırt ediyordum, su gibi saf görüyordum, işte oradaydı ama o pisliği sudan tutup çekecek, pisliği içimden tutup çekecek gücü bulamıyormuş gibi davranmaktan da geri durmuyordum hiç.
Bu o kadar bulanık bir andı ki nasıl gülümsediğimin önemi yoktu, gülümsemeden uzaklaşmalıydım o kıyıdan hemen.
Güçsüzlüğüm karşısında o kadar güçlü duruyordum ki, vazgeçemiyordum bu güçsüzlükten.
Bu yüzden de  pis suyun beni boğmasına razıydım…
Ya da o pisliği alıp temiz suda öylece batacaktım.
Her halükarda boğulacaktım, o yüzden fark etmez diye düşündüm.
Nasıl da isterdim boğazıma kadar batmışken bir aynada kendimi görmeyi… Bakalım gülümsüyor muydum o zaman?
Her şeyin bu kadar uzak olmasından böyle memnun olup da yine böylesine özleyebildiğime şaşırıyordum çok.
Uzaklığa gülümsüyor, özlemime ağlıyordum. Emin değilim belki de uzaklığına ağladığımdan özlemine gülümsemeye çalışıyordum. Ben her an her şeyi hissedebilirdim sonuçta güven olmazdı bana.
İyi ya da kötü ben de  isterdim hiçbir şey hissetmemek.
Hiçbir şey hissetmemek için “iyi hissetmeyi”dahi feda edebilirim hatta artık.
Başkalarının mutluluğuna gülümser dururum ben de. Gerçekten gülümseyebilirim buna.
Hatta orada büyük bir boşluk açar,kendi mutluluğuma gülümsemek için de yer ayırırım,
 sonra o boşluktan günler geceler geçer, aylar geçer, yalanlar yanılmalar geçer, ellerimden kayıp gitmeler geçer, yalanlar, yollar, sıcaklar soğuklar geçer, sonra sadece soğuklar geçmeye başlar,bu soğuklar boşluğu büyütür büyütür ve ben bir türlü ısıtamam bir daha içimi.
O boşluk; mutluluğuna gülümsemek için ayırdığın boşluk büyür , büyür de bir türlü dolduramazsın…
Her şeye gerçek ya da yalandan bir gülümseme uydururken, kendi mutluluğuna yalandan olduğuna emin olduğun bir gülümseyişle dahi gülümseyemezsin bazen işte…
En üşüdüğün anlardır bunlar ; kendi mutluluğun için ayırdığın boşluktan aldığın soğuklar…