Yarına kalmaz canım kollarındayım...
Uyuyup da kalma sakın .
Renkler değişip duruyor,görüyorum- içki içmedim.
Bu araba,suratıma vuran müzik,arabanın içinde esen bu
şey,ateş...Ve bu ... Yo,hayır hayır bu sefer değişik bir şey var.Değişen bir
renk karşımda capcanlı ve utanmasa alev alacak.Buldum mu yoksa artık?Bu solmuş
ve çıplak bir bedene dökülmek üzere kurutulmuş bir gülün rengi mi?Çeksen şu
ellerini dudaklarından...Pencere camları neredeyse eriyecek...Hadi çek şu
ellerini,çek dişlerini dudaklarından.Sanki karşımda öylece dursa bilebileceğim
ne renk olduğunu...Bilemeyeceğim,bilemeyeceğim...
Hani kimisi bir arzu ile size doğru yürür ardından da
somutlaşıp gider,kimisi de sadece bir hayal olduğuna inandıracak kadar yaklaşıp
gittikten sonra geceleri üzerinize gerçekten de bir hayal olarak soyutlaşarak
arzu ile yürür...Bu dayanılacak gibi değildir.
Ah neyse ki şarkı biraz canlı.Dostum yola mı bakıyor
yoksa üzerine acımasızca yürüyen bu arzu hali ile mi boğuşuyor,kız sadece ona
mı bakıyor yoksa bir sonraki yürüyüşünde hangi dantel tüllere üzerinden kayıp
da düşmüş süsü vererek onu masumiyetine inandıracağını mı hesaplıyor
bilmiyordum ama ben;kafamı dinlediğimiz şarkının sözleri ile doldurmaya gerçek
bir çaba ile uğraşıyordum.
Sonra sağa çekti.
''Hadi su içelim!" dedi dostum.
Kız orda öylece oturmuş hava alanından çıktığımızdan
beri,sanki dudaklarında onun saklamaya çalışmadığı ama yine de gizli kalmış bir
aşk ve meşk kadehinden besleniyordu.Bizi ise hayvanlar gibi susatıp;
"Ben susamadım." dedi.
Ona baktım.Susamıştım.
İçim bulandı,saçma sapan şeyler düşünmeye
çalıştım,alakasız,anlamsız ama;
"Kadın!" diyordu o ses; "Kadın! Bana bak-
senin güzelliğine lanet olsun. Lanet olsun bendeki bu kırmızı iştaha ve senin
bu belki de insanlığın en sancılı sorularından biri olan "peki ya Tanrı
nasıl oldu?" sorusu karşısında insanın kendi kendini bastırışlara iten
yırtıcı kafa çevirişlerine. Nasıl böylesin? Neden? Neden böylesine tüller
içinde kaybolan bir hayalsin. Git. Lanet olsun kadın senin dudaklarına parmaklarına
kıvrılan etlerine gerçekliğine hapsedişlerine. Tükürdüğüm gibi kaybol
sen."
İşte bu; onun size yaptığıdır.
Bir daha asla uçağa binemeyeceğim. Bir hava alanı yoluna
daha girmeyeceğim.
Su boğazımdan geçti mi direk mideye mi indi bilmiyorum
çünkü su değil de kum geçmiş gibi daha da yanıyordu şimdi boğazım. Hava çok
sıcak.
Bir yaz günü ne diye Ege'ye dönersiniz ki siz bu sıcak
havanın üstüne?
Benim şahit oluşlarım. Öğlen saatin 1 buçuğunda bunu
birbirinize neden yapıyorsunuz? Çok zor değil ya dumanı içine çekeceksin sadece,
nasıl sığdırıyorsun bu kadını sen bu dumana? İçine içine çekiyorsun
onu-dumandan zehirli nikotinden daha derine saplanan bu kadını neden içine
çekiyorsun?
Araba daha serin şimdi.
Çünkü yüzü dışarı dönük, çünkü dudaklarının ucu bile
görünmüyor.
Ah ama hayır o el radyoya uzanmasın. Son 15 dakika kaldı
varacağız Ada'ya. Varacağız.
Döndü bana gülümseyerek ve içimdeki sıkışmalar
yetmiyormuş gibi sordu dostum;
" Akşam nereye gidelim?"
Kaçamayacak mıyım Tanrı'm ben, bırakmayacak mısın yanayım
da bitsin bu!? Sevgilime gideceğim mi demeliyim, planım mı var , kardeşimle mi
buluşacağım,ne ne ne ? Ne ikna eder, ne kurtarır beni?
" Bize gelin!" diye ağzımdan çıkan bu cümle...
Yolu izlemeye koyuldum, rahatladım. Sanki eve
vardıklarında sevişmekten bize gelmeye vakit bulacaklarmış gibi...
Sanki sönebileceklermiş gibi, insanların içine
girebilecek kadar kendilerine gelebileceklermiş gibi.
Gelmeyecekler işte.
Kurtulacağım bu içimdeki siyah tüllerden, tenlerden.
Radyo çalıyor,çalsın.
Neden sonra, kırmızı bir iştahla, siyah arzularla ve hiç
keşfedilmeyip adı konamayan renkte bir tutkuyla beni savuran ama benim rengini
asla bilemediğim bu kadın bana döndü; gözlerimi kırpacaktım ki kırpıp açtığımda
dudaklarına dokunan parmak uçlarım çoktan gözlerinizi bir daha açmak
istemeyeceğiniz hissini içinize içinize iten o bulanıklıkla uyuşmuştu bile ve
duydum ;
"Yoo, direk size gidelim." dedi.
-Gidelim ve sen hiç nefes alma -
Tam karşısındayım radyonun tam.
“Gidelim.” Dedim. Gidelim lanet olsun bana.
Şarkılar çarpar yüzüne yüzüne ve tabii şiirler…
Islanmadan ağlarsın.