Hava alanı yolları,tanıdık,soğuk.Bir kış gününde
tüm vücudunuz üşürken küçük bir ateşte sadece elleriniz ısınır ya. Öyle keskin
bir his bu yollarda... Hüzünlü kışın içinde gidiyoruz,gidiyoruz… Hava alanından
yine bindik,biz üçümüz eve gidiyoruz.
Ne saçmalık ne vazgeçiriş bu Tanrı'dan.
Tanrı bu kadını böylesine alevlerle yaratırken
onu cehennem ateşi ile korkutabileceğini nasıl düşünmüş olabilir ? Yoksa o da
mı bilmiyordu bu yangının çığrından çıkacağını ?
Ben ? Peki ya ben ne düşünüyordum -
Ben ona böylece bakıp gitmelerimde ne
düşünüyordum?
Çığrından çoktan çıkmış bu yangının bana da
sıçramasını umut etmekten başka ne düşünüyordum ben ?
***Dudaklarım yanınca çok güzel olur benim! Hahaha-
Ateşler içinde kalır da rengini anlayamazsın. Bana bakışları ne renk bu adamın
? Ne diye uzun uzun bakmaz bana da yine de it gibi susar anlamam. Onun kadar
susamayı ne kadar isterdim. Onun kadar su ile bastırmayı kendimi! Ah belki yine
de sönmüyordur yüzüne yüzüne çarptığı
sularla… Sadece gözlerinin önünde tüten dumanlar ve bu grilik…Ona söndüğünü
zannettiriyordur!? Ateşten mi buğudan mı masumiyetinden mi bu dumanlar o hiç
bilmez. Ben biliyor muyum? Hayır. Birbirimizde çözemediğimiz renkler olmalı ve
bu renkleri çözmek için ise ; bende siyah tüller,onda ise bir parça zorbalık
olmalı .Ahh yine mi mola vereceğiz???***
Mola veriyoruz sonunda. Tanrı’nın beni hatırlamış
olması ne güzel.
Off ben açsam şu ellerimi sana,çağırsam seni
gelir misin bana kadın? Tüllerinle…Tüllerini kollarıma bırak. Beni öylece
paramparça bırak.Renklerini nereye bıraktın sen? Bu dudaklarının rengini nerede
bıraktın ? Hep kırmızının bayağılığından ve alışılmışlından uzak hayal ettiğim
dudaklarının rengini nerede bıraktın ki? Nerede saklıyorsun bu kadar rengi sen
? Dumanında zehirleniyorum,zehirleniyorum siyah tüllerinde.
Yine de sigara içmeliyim.
Dostum hüzünlü bu akşamüstü. Bakmıyor. Ona hiç
bakmıyor.Bu kadın onun canını yakmıştır hiç şaşırmam.Arabadan indik,
“Yorulmadınız mı seyahat etmekten,hava alanlarından?” diye sordum.
“Gelmek zorunda değilsin.” Dedi gözlerini kısıp
gülümserken. İşte tanıdık,sert rüzgarlardan farksız hırçınlığı!
“Ama geliyorum işte.” Diye çıktı ağzımdan.Kısa,net
ama anlamsız bu didişme. Neler çektirecek bana kim bilir. Tanrı’nın ateşinde
yanmayan kadına ters gittim …
Dostum güldü, “ Geleceksin tabii yavşak” dedi, döndü markete gitti.
Alev alacağımı düşünürken, küller elimin üstüne
düşmeye başladı.
***Ben senin mutsuzluklarını da alır geçerim içinden. Kızmanı istiyorum.
Sinirlenmeni istiyorum bana. Hoşuna gitmeyecek şeylerden bahsetmek istiyorum. Çünkü
sen, bana bakışlarının rengini göstermiyorsun! Gözlerini sımsıkı kapatmak
isteyeceğin bir hale sokmak istiyorum seni.Katlanamayacağın bir ana. Beni eline
geçirdiğin an parçalamak isteyeceğin kadar kötü olacağım sana ki eline
geçirdiğinde tüllerimi yırtıp bana ulaşabilecek kadar zorba olasın. Ulaş bana.
Bul beni. ***
Ona döndüm ve baktım! Belki yeni bir şeydi,belki değil. Ona böyle bakamamıştım
ki hiç. O an bir şey fark ettim.
Bütün bildiklerimi bozacak ve beni onun kollarında eritebilecek bir
hayale yaklaştıran küçük bir an geçti gitti.
Yanmıyordu!
Yaklaşılabilirdi.
Ateşlerle alevlerle beslenen bu kadın; yanmıyordu.
Bana doğru savruldu saçları ona baktığımı fark ettiğinde. Sönmüş
saçlar, kirpikler,sönmüş bir renk. Neden? Mutsuz mu? Yanmıyorlar mı ?
Sevişmiyorlar mı? Sevmiyorlar mı artık birbirlerini?
Birbirini besliyordu onlar. Ne oldu? Dostum sessiz kadın külsüz.
Neredeyse arsızlıktan gülümseyecektim.
“Çok üşüyorum.” Dedi.
Ağzımı açtım ki dostum geldi ve arabaya bindik. Şakaklarım patlar herhalde
diye geçiriyordum içimden. Hiç durmadan aklımdan geçip geçip duruyordu kelime;
üşüyorum!
Nasıl üşür.
***Ne diyecekti acaba? Ne derdi ki bana üşüdüğümü duyunca ? Nezaketine
inanmadığım o ağzını tam açmıştı- Ağzının açılışı ! Lanet bir arabada gidip
duruyoruz. Ben sadece yanımda oturan bu erkeğin yazık ettiği güzelliğimi ve yollara
savurduğu tüllerimi bulup, arkamızda oturup duran, renksizliğiyle bile beni
tutuşturan ve ne ile yanıyorsa artık saçtığı is kokusuyla başımı döndüren bu
adama o tülleri ellerimle uzatmalıydım. Ah şimdi öylece oturuyorsun orda. Otur.
Sevişmekten yorgun düşeceğimiz günler de gelecek.***
Önümde oturmasına rağmen
artık düşünmemeye çalışarak arkama yaslandım. Tanrım, onun beni böyle istemesi
sadece bir hayal… Benim onu böylesine isteyişim ise; geceleri hayalinin beni
uykularımdan uyandırması kadar gerçek ! Adil değilsin,adil değilsin Tanrı. Onu
ateşinle bile yakmazken bizi cehennemin dibine atıyorsun.
Ah bu şarkı da çalmaya başlamak zorunda mıydı şimdi? … http://fizy.com/#s/1aitcs
Yine içmek,yine içmek...
